İman

Tahkiki İman Nedir? Taklidi İmandan Farkı

Tahkiki iman nedir sorusunun kısa cevabı şudur: İman esaslarına delillerini bilerek, araştırıp düşünerek ve kalben kesinliğe ulaşarak inanmaktır. Karşıtı taklidi imandır; yani anne babadan ya da çevreden duyduğu için, delilini bilmeden inanmak. Ehl-i sünnet kelâmcılarının çoğuna göre taklidi iman da geçerlidir, fakat kişinin imanını tahkike yükseltmesi istenir.

Bu ayrımı anlamak için iki farklı ölçüyü birbirinden ayırmak gerekir. Taklidi ve tahkiki iman, inancın nasıl elde edildiğine bakar. İcmâlî ve tafsîlî iman ise inancın ne kadar ayrıntılı olduğuna.

Tahkik ve Taklit Kelimeleri Ne Demek?

Tahkik, “hak” kökünden gelir ve bir şeyin gerçekliğini araştırıp sağlamlaştırmak, aslını ortaya çıkarmak demektir. Dinî bağlamda “tahkik ehli”, inandığı şeyin dayanağını bilen kişidir.

Taklit kelimesinin kökü ise somut bir görüntüye dayanır. Arapçada “kılâde” gerdanlık demektir; hacda kurban edilecek hayvanın boynuna işaret olarak bir nesne asılmasına da “taklid” denir. Kelimenin terim anlamı bu görüntüden doğmuştur: Bir görüşü delilini sormadan kabul eden kişi, o görüşü sanki boynuna bir gerdanlık gibi takmış olur. Fıkıh usulünde taklit, bir âlimin görüşünü delilini bilmeden benimsemek olarak tanımlanır.

Kelâmcıların “yakîn” (kesin bilgi) tanımında da bu ayrım görülür. TDV’nin “Yakîn” maddesine göre yakîn, gerçeğe uygun, sabit ve kesin inanıştır; tanımdaki “sabit” kaydı, taklidi kesin bilginin dışında bırakmak için konmuştur. Çünkü taklitle edinilen inanç, onu ilk söyleyen kişiye bağlıdır ve o kişiye duyulan güven sarsılınca inanç da sarsılabilir.

Taklidi İman Nedir, Tahkiki İmandan Farkı Ne?

“Tahkiki iman nedir?” sorusunu anlamanın en kolay yolu karşıtına bakmaktır. Taklidi iman, kişinin iman esaslarını doğru kabul etmesi, ama “Neden inanıyorsun?” sorusuna “Ailem, hocam ya da çevrem böyle söyledi” dışında bir cevap verememesidir. Bu kişi Allah’a, peygamberlere ve ahirete gerçekten inanır; eksik olan, inancın dayanağını kendi aklı ve kalbiyle görmüş olmamasıdır.

Taklidi imanın zayıf noktası, dışarıdan gelen bir itiraz karşısında kişinin elinde savunacak bir şey bulunmamasıdır. Bu yüzden Mâtürîdî, taklitle edinilen imanın sürdürülmesinin zor olduğunu söyler (Bozkurt). Burada bir yanlış anlamayı da düzeltmek gerekir: Müslüman bir ailede doğup büyümek tek başına “taklitçi” olmak anlamına gelmez. Aşağıda göreceğimiz gibi kelâmcılar mukallit kavramını oldukça dar tutmuştur.

Mukallidin İmanı Geçerli mi? Kelâm Âlimlerinin Görüşleri

Taklitle inanan kişinin imanının sahih olup olmadığı, kelâm ilminin erken döneminden beri tartışılır. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Taklid” maddesinin akaid bölümü, görüşleri şöyle özetler: Kelâmcıların büyük çoğunluğu itikadın temel konularında taklidi doğru bulmaz, ama mukallidin imanının sahih olduğunu kabul eder. Bu kişi, düşünüp delil aramayı terk ettiği için günahkâr sayılır, fakat mümindir; çünkü imanın özü tasdiktir ve mukallitte tasdik asgari düzeyde gerçekleşmiştir.

Daha da önemlisi, aynı maddeye göre kelâmcıların “mukallit” derken kastettiği kişi, İslam toplumundan uzakta yaşayan ve evrenin varlığı ile yaratıcısı üzerine hiç düşünmemiş insandır. İslam toplumunda yaşamak, hatta herhangi bir olay ya da varlık karşısında Allah’ı hatırlamak bile kişiyi taklit çerçevesinin dışına çıkarmaya yeterli görülmüştür. Yani gökyüzüne bakıp “Bunu Allah yarattı” diyen sıradan bir mümin, kelâm diliyle salt bir mukallit değildir.

Ekoller arasındaki farkları bir tabloda görmek kolaylık sağlar:

Görüş sahibiMukallidin imanıGerekçe
Kelâmcıların çoğunluğu (özellikle sonraki Mâtürîdî ve Eş’arî âlimler)Sahih; tefekkürü terk ettiği için günahkârİman tasdiktir; tasdik gerçekleşmişse iman vardır
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’ye nispet edilen söz“Sahih değil” diye rivayet edilirSonraki Eş’arîler bunu “iman vardır ama kâmil değildir” şeklinde yorumlamıştır
MâtürîdîTaklidi bilgi ve iman yolu olarak eleştirir, tahkike çağırırKur’an’daki tefekkür, tedebbür ve taakkul emirleri
Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Pezdevî (sonraki Mâtürîdîler)GeçerliÖnemli olan tasdikin varlığıdır; nasıl elde edildiği değil
Mu’tezileGeçersiz; mukallit mümin sayılmazİman, akıl yürütmeyle ulaşılan bilgiye dayanmalıdır
Ehl-i hadisten bazı çevrelerCaizHz. Peygamber, davet ettiği herkesten akıl yürütme istememiştir

Kaynak: TDV “Taklid”; Mâtürîdî, Nesefî, Pezdevî satırları Bozkurt 2014.

Mâtürîdî’nin tutumu özellikle dikkat çekicidir. Mustafa Bozkurt’un Mâtürîdî sempozyumunda sunduğu tebliğe göre Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd‘de körü körüne bir başkasını takip ederek inanmayı mazeret saymaz. Peygambere uymayı ise taklit kabul etmez; çünkü kişi önce peygamberliğin delillerini görmüş, sonra onun sözüne güvenmiştir. Sonraki Mâtürîdî âlimler daha esnek davranmış ve tasdik gerçekleştiği sürece mukallidin imanını geçerli saymışlardır.

Ahşap masa üzerinde duran eski bir gerdanlık ve yanında kapalı bir defter

Tahkiki İman Kaça Ayrılır? İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn

Tahkiki iman tek bir basamak değildir. Âlimler, Kur’an’daki üç ifadeden yola çıkarak kesin bilginin derecelerini anlatır. “İlme’l-yakîn” ve “ayne’l-yakîn” Tekâsür suresinde (102/5 ve 7), “hakka’l-yakîn” ise Vâkıa (56/95) ve Hâkka (69/51) surelerinde geçer.

  • İlme’l-yakîn: Delil yoluyla kesin bilmek. Bir şehri hiç görmemiş biri, haritalardan, oradan gelen yolculardan ve trenlerin oraya gidip geldiğinden o şehrin varlığından emin olur.
  • Ayne’l-yakîn: Görerek bilmek. Aynı kişi tepeye çıkıp şehrin siluetini kendi gözüyle görür.
  • Hakka’l-yakîn: Yaşayarak, içinde olarak bilmek. Kişi şehrin sokaklarında yürür, sesini duyar, havasını solur.

Gazzâlî de inanç hayatının taklit, ilim ve zevk olmak üzere üç aşamada geliştiğini söyler. Taklit aşamasında akide sorgusuz kabul edilir, ilim aşamasında delillerle desteklenir, zevk aşamasında ise özüne nüfuz edilerek yaşanır (TDV, “İman” maddesi). Tahkiki imanın çoğu mümin için gerçekçi hedefi ilme’l-yakîn düzeyidir: inandığı her esasın aklî ve naklî dayanağını bilmek.

İcmâlî ve Tafsîlî İman Nedir?

İcmâlî ve tafsîlî iman, delile değil kapsama bakar. İcmâlî (toptan) iman, Allah’tan gelen her şeye ayrıntısına girmeden inanmaktır. İlmihal kitaplarında bunun özlü ifadesi “îmân-ı mücmel” diye bilinen cümledir: “Âmentü billâhi kemâ hüve bi-esmâihî ve sıfâtihî ve kabiltü cemîa ahkâmihî”, yani “Allah’a, isimleri ve sıfatlarıyla nasılsa öylece inandım ve bütün hükümlerini kabul ettim.”

Tafsîlî (ayrıntılı) iman ise iman esaslarını tek tek sayarak inanmaktır. “Îmân-ı mufassal” denen Âmentü duası bunun ifadesidir: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere ve hayrın da şerrin de Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmak. Bu altı esasın anlamlarını imanın şartları ve anlamları yazımızda ayrı ayrı açıkladık.

Kişinin mümin olması için icmâlî iman yeterlidir. Ancak bir Müslümanın imanın şartlarını tek tek öğrenmesi de dinî bir sorumluluktur. Bu iki eksen birbirinden bağımsızdır: Âmentü’yü ezbere bilen, yani tafsîlî iman sahibi biri, her esası sadece duyduğu için kabul ediyorsa imanı hâlâ taklididir. Tersine, ayrıntıları az bilen ama bildiği kadarını düşünerek sahiplenen birinin imanı tahkike daha yakındır.

Taklidi, Tahkiki, İcmâlî ve Tafsîlî İman Karşılaştırması

TürHangi ölçüye göre?Kısa tanımÖrnek tutumHükmü
TaklidiDelil (inancın kaynağı)Dayanağını bilmeden, başkasına güvenerek inanmak“Büyüklerimiz böyle öğretti”Çoğunluğa göre sahih; kâmil değil, tahkike yükseltilmeli
TahkikiDelil (inancın kaynağı)Aklî ve naklî delillerle, kalben kesinleşerek inanmak“Kâinattaki düzen ve vahiy beni ikna ediyor”Hedeflenen iman; kendi içinde dereceleri var
İcmâlîKapsam (ayrıntı)Allah’tan gelen her şeye toptan inanmakÎmân-ı mücmel cümlesiMümin olmak için yeterli
TafsîlîKapsam (ayrıntı)İman esaslarına tek tek inanmakÂmentü (îmân-ı mufassal)Öğrenilmesi gereken; taklidi de olabilir, tahkiki de
Tepeden görülen ve sabah sisiyle örtülü uzak bir şehir silueti

Risale-i Nur’a Göre Tahkiki İman Nedir?

Yakın dönemde tahkiki iman kavramını en çok öne çıkaran eserlerden biri Said Nursî’nin Risale-i Nur Külliyatı’dır. Nursî’ye göre bu çağda imanı korumanın yolu, onu taklitten kurtarıp delile dayandırmaktır. Sözler‘de, Yirmi Üçüncü Söz’ün Birinci Mebhas’ındaki Üçüncü Nokta’da imanın hem nur hem kuvvet olduğunu, hakiki imana ulaşan kişinin kâinata meydan okuyabileceğini söyler.

Risale-i Nur’un önerdiği yöntem, varlıklara “kendi adına” değil “Yaratıcısı adına” bakmaktır. Bir çiçeğe, bir göz hücresine ya da gece ile gündüzün değişmesine bakan kişi, bunları yapanın isimlerini okuyan bir kitap gibi düşünür. Risale şerhlerinde, tahkike giden iki yol bulunduğu anlatılır: Biri nefis terbiyesi ve keşifle ilerleyen tasavvuf yolu, diğeri akıl ile kalbi birlikte ikna eden delillerle ilerleyen Kur’anî yol. Nursî eserlerini ikinci yola dayandırır.

Bu yaklaşım belli bir düşünce geleneğine aittir. “Tahkiki iman nedir” sorusuna verilen cevabın özü ise Mâtürîdî’den Gazzâlî’ye kadar uzanan geniş bir kelâm birikiminin ortak malıdır.

Üzerinde su damlası bulunan yeşil bir yaprağın yakın çekimi

Kur’an Taklide Nasıl Bakar?

Kur’an, sadece atalarından gördükleri için hakka direnenleri birçok ayette eleştirir. Onlara “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde “Hayır, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” dediklerini aktarır ve “Ataları bir şey düşünemeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?” diye sorar (Bakara, 2/170, mealen; ayrıca Zuhruf, 43/22-23).

Öte yandan Kur’an, inananları da düşünmeye çağırır. “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190, mealen; devamı 3/191) Hz. İbrahim’in “Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demesi ve “İnanmadın mı?” sorusuna “İnandım, fakat kalbim mutmain olsun diye” cevabını vermesi (Bakara, 2/260, mealen), imanın içinde bile kesinliğin artabileceğini gösterir. Bedevîlere “Siz iman etmediniz, ‘teslim olduk’ deyin; iman henüz kalplerinize girmedi” denmesi (Hucurât, 49/14, mealen) de dilde kalan kabul ile kalbe yerleşen iman arasındaki farka işaret eder.

Taklidi İman Tahkiki İmana Nasıl Döner?

Tahkike giden yolun bir kısa yolu yoktur, ama atılabilecek somut adımlar vardır:

  1. Kur’an’ı anlayarak okumak: Meal ve güvenilir bir tefsirle, özellikle Allah’ın varlığına ve kudretine dair ayetler üzerinde durmak.
  2. Bir akaid kitabını sırayla okumak: İlmihal kitaplarının iman bölümü, her esasın delilini sade bir dille verir.
  3. Sorularını bastırmamak: Aklına takılanı ehil bir âlime ya da güvenilir bir kuruma sormak. Diyanet’in fetva hattı bunun için açık bir kapıdır.
  4. Tefekkürü alışkanlık haline getirmek: Günde birkaç dakika bir varlığın düzeni üzerine düşünmek.
  5. İbadeti ihmal etmemek: Bilgi aklı ikna eder, ibadet ise kalbi besler. İbadetin anlamı ve çeşitleri yazımız bu bağlantıyı açıklar.
  6. Peygamberimizi tanımak: Onun hayatını ve ahlakını öğrenmek, peygamberliğine imanı derinleştirir. Bunun için Peygamber Efendimizin hayatı yazımızdan başlanabilir.

Şüphe ve Vesvese İmanı Bozar mı?

Hayır, istemeden akla gelen şüpheler imanı bozmaz. Sahabeler, dile getirmeyi bile büyük saydıkları düşüncelerin içlerinden geçtiğini söylediğinde Peygamber Efendimiz bu rahatsızlığı imanın açık bir işareti olarak nitelemiştir (Müslim, Îmân, 209). Tahkik, şüpheyi bastırmak değil, onu cevabıyla birlikte ele almaktır. İmanın genel çerçevesi için İman kategori sayfamıza da bakabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Tahkiki iman nedir, kısaca ne demek?

Kısaca, inanılan esasları delilleriyle bilerek ve kalben kesinliğe ulaşarak inanmaktır. “Tahkik” kelimesi bir şeyin gerçekliğini araştırıp sağlamlaştırmak anlamına gelir.

Taklidi iman ile cennete girilir mi?

Ehl-i sünnet kelâmcılarının çoğunluğuna göre taklidi iman sahih bir imandır ve kişi mümin sayılır. Mümin olarak ölen kişinin kurtuluşu Ehl-i sünnete göre Allah’ın vaadi kapsamındadır; tefekkürü terk etmek ise sorumluluk doğuran bir kusur sayılır.

İcmâlî iman yeterli mi?

Mümin olmak için yeterlidir. Bununla birlikte Müslümanın Âmentü’deki esasları tek tek öğrenip tafsîlî imana ulaşması gerekir.

Tahkiki iman kaça ayrılır?

Kesinlik derecesine göre üç mertebesi anlatılır: ilme’l-yakîn (delille bilmek), ayne’l-yakîn (görerek bilmek) ve hakka’l-yakîn (yaşayarak bilmek). Bu terimler Kur’an’daki ifadelere dayanır.

Tafsîlî iman taklidi olabilir mi?

Evet. Tafsîlî iman ayrıntıya, taklidi iman ise dayanağa bakar. Âmentü’yü ezbere bilen biri, esasları sadece duyduğu için kabul ediyorsa imanı ayrıntılı ama taklidi olur.

Kaynaklar

  • Kur’an-ı Kerim: Bakara 2/170 ve 2/260, Zuhruf 43/22-23, Âl-i İmrân 3/190-191, Hucurât 49/14, Tekâsür 102/5-7, Vâkıa 56/95, Hâkka 69/51.
  • Müslim, Îmân, 209.
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, “Taklid” (akaid bölümü), “İman” ve “Yakîn” maddeleri.
  • Mustafa Bozkurt, “Mâturîdî’de Hakikat, Taklid ve Tahkik Açısından İman”, Uluğ Bir Çınar İmam Mâturîdî Uluslararası Sempozyum Tebliğler Kitabı, ed. Ahmet Kartal, Doğu Araştırmaları Merkezi, Eskişehir 2014.
  • Said Nursî, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta.

Mustafa Çakır

Mustafa Çakır, Vaktislam'ın kurucusu ve araştırmacı yazarıdır. Esmaül Hüsna, zikir, ibadet ve iman konularındaki yazılarını Kur'an-ı Kerim, hadis kaynakları ve TDV İslâm Ansiklopedisi başta olmak üzere güvenilir kaynaklara dayanarak hazırlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu